Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

>efe dokuz yaşında

>

Oğlumun doğumgünü bugün.
Pamuğum, börtlek gözlüm, aşkım…
Sırdaşım…

 Dokuz yıldır her günümüze ışık katıyorsun

 Bilge oğlum

 Çapkın oğlum benim

 Muzip, yakışıklı, üşüyen oğlum

İyi ki buluştu yollarımız
Biliyorsun zordu şu dokuz yıl
Hastalandığında kafanı okşayıp patini tutarak
Yaz kış, yağmur çamur demeden
Her sabahın körü yollara düşerek seninle…
Ama bir o kadar da güzel seninle hergün
Sen olmasan yarım kalırdık biz

Nice nice yıllara oğlum.
Sağlıkla mutlulukla ve hep birlikte…

>ada & selin

>

Çiğdem’le karar vermiştik, kızların doğumgününü bu yıl birlikte kutlayacaktık.
Ada 24 Kasım, Selin de 24 Ocak doğumlu olduğu için 24 Aralık’ta parti verecektik.
Gel gör ki evdeki hesap çarşıya uymadı.
Kendini kızların mutluluğuna adayan Çiğdem teyzemiz sayesinde gecikmeli doğumgünümüzü ancak 22 Ocak’ta yapabildik. Bu da gecikmeli doğumgününün gecikmeli postu…
(Kayboldum ben bu yıl. Söz toparlayacağım kendimi ve bir daha böyle dağılmayacağım.)

Bir süre görüşemeyince birbirlerini çok özleyen kızlar, böyle hasret giderdiler.

Adacığım, ne yazık ki ne pastayla ne arkadaşlarının ona getirdiği armağanlarla ilgilendi.
Bütün bir doğumgünü partisi boyunca Zeynep’e bakarak “ben de onun gibi süslenip püslenmek istiyorum anne” deyip durdu. Tek istediği Zeynep’in tacını kafasına geçirebilmek, minik çantasını alıp koluna takabilmekti. Gelip gidip Zeynep’ten izin istedi çantasının içine bakabilmek için. Sonunda Zeynep’in ilgilenmediği bir an çantayı eline geçirdi, açıp içine baktı. Merakını giderdikten sonra da koşarak Zeynep’e gidip çantanı unutmuşsun diye geri verdi.

Çiğdem teyzemiz, kızları mutlu edebilmek için her ayrıntıyı düşünmüştü.
Çocukların fotoğraflarından duvar panosu bile hazırlamıştı.

Arkadaşları gidip meydan kendilerine kalınca bizim çete, eğlenmeye başladı.
Doğumgünü şerefine birer lolipop bile yediler.

Birbirlerine gülerek çizgi film seyrettiler.

Filmden sıkılınca koltukta zıpladılar.

Onlar zıplar, bağırıp çoşarken Selin, her zamanki muniseliğiyle arkadaşlarının hediyesi bebeğini seviyordu.

Bebeğini besledi, karnını doyurdu. Mırıl mırıl sohbet etti.  

Sonra o da yeter bu kadar muniselik deyip Zeynep’ye yerlerde yuvarlandı.

Biz, kocaman hediyemizi ancak eve getirdikten sonra açabildik.
Hımmm, neymiş bu, neymiş bu çığlıkları arasında.

Arkadaşları Ada’ya kocaman bir  mutfak almışlardı.

Bu yıl kendi aramızda birleşip kızların en çok istedikleri şeyleri aldık.
Ada, zor bekledi mutfağını birleştirmemizi.
Şimdi gelene gidene yemek pişiriyor…

>güzelleme

>Şu hayatta tanışmak istediğim birkaç insandan biriydi o
Öyle kendine özgü, öyle farklı, öyle derin, öyle cesur…
12 yıl önce bir Şubat sabahı işe gelip bilgisayarı açtığımda öğrendim gittiğini
Günlerce yasını tuttum
Kendime şaşırarak
Gidemedim İstanbul’a uğurlamaya
Sessizce veda ettim Ankara’dan 
12 yıl oldu
Ne garip giden gidiyor
Ve hayat devam ediyor
Ben, artık üzülmüyorum gidenlere
Öğrendim kalanlar daha çok acı çekiyor
Sadece özlüyorum şimdi
Çocukluğumu, hayallerimi…

12 yıl oldu Barış baba
Biliyor musun
Sen gideli çok değişti dünya
Ben de değiştim
Artık takmıyorum yüzüklerimi
Gitarımı rafa kaldıralı çok oldu
Ama bazı şeyler hep aynı kaldı
Şimdi kızımla söylüyoruz şarkılarını
Bir senin bir de Cem babanın
Biliyorum bir gün nefret ettiğim o cıstak cıstak müzikleri de dinleyecek
Ama söz veriyorum biliyor olacak seni

>ankara’da kar

>

Tam artık yağmaz diye umudu kesmişken Ankara’ya kar yağdı haftasonu.
Cumartesi sabahı bir kalktık ki çatılar bembeyaz, yerlerde kar…

Hemen fırladık dışarı kar keyfi yapmak için.
Atladık,zıpladık.
İçinde yuvarlanacaktık ama o kadar kar yoktu yerlerde.
Biz de kardan adam yaptık.

Hatta zeytin getirdik yanımızda ki göz yapalım kardan adamımıza.
Havuç kalmamıştı evde.
Bulduğumuz bir dalla burun yaptık.
Mandalina kabuğundan da ağız taktık.
Efemiz pek sinirlendi kardan adama.
Sen de kimsin diye havladı da havladı çevresinde.

Ada,  ise bayıldı kardam adama.
Eve dönünce de camdan seyrettik, el salladık ona.

Yaramaz annesi, elinde kartopu kovalayınca Adacık düşüp ıslattı her yanını.
Hemen değiştirdik üstümüzü geri döndük bahçeye.

Biz kardan savaş yaparken Efe de karın tadını çıkardı.

Burnumuz, yanaklarımız kıpkırmızı oldu soğuktan.

Birbirimizle kardan şavaş bitince duvara fırlattık kar toplarımızı.

Büyük ihtimal bir dahaki kışa kadar göremeyeceğiz karı. Olsun, az da olsa tadını çıkardık ya…
Darısı gelecek kışa…

>teyzeler…

>

Biliyorum çok geç kaldım ama bu fotoğrafları eklemem lazım.
Bunlar yılbaşı gecesinden kareler.
Ada’nın teyzeleriyle özlem giderdiği, çılgınca mutlu olup oynadığı geceden.  

Alev teyzesi

 Ve Arzu teyzesi

Hep demişimdir her çocuğun en az bir tane teyzesi olmalı.
Teyze, farklı bir şey.
Anneden sonra  en güzel iletişim kurulan, en yakın hissedilen kişi teyze.

Bir de sevgisini hiç biraraya gelmesek de uzaklardan bile belli edenler var.
Ada’nın Zeynep teyzesi, tatlı Arda’nın annesi, kızımın hayallerini gerçekleştirdi.
Noel Baba’dan ne istersin Adacığım diye sorduğumuzda pembe bir balerin eteği diye sipariş veriyordu.
Zeynep teyzesinin gönderdiği paketin içinden bu pembe etek çıkınca nasıl mutlu oldu Ada anlatamam. Bütün gece üzerinden çıkarmadı eteği. Daha doğrusu o geceden beri çıkarmadı. Evde sürekli bu etekle dolaşıyor kendisi. Kitap da Zeynep teyzesinin armağanı. Biz yeni yıla bu kitabı okuyarak girdik. Çok ama çok teşekkür ediyoruz Zeynep ve Arda. Siz bizim hayallerimizi gerçekleştirdiniz. İyi ki varsınız iyi ki tanıdık sizi.

>genetik

>

Genetik olmalı… Çünkü başka hiçbir açıklaması yok.
Nasıl bir kokoşluk, nasıl bir süslenme merakı…
Annesi de öyle süslü püslü biri değil ki ondan görsün.
Ama teyzesi var. Aşkı, sevgilisi Alev teyzesi ve çok özlediği Arzu teyzesi…
Tabii bir de kız genleri…

Haftasonu kuzeni Ural Bars’ın birinci doğumgünü partisi vardı.
Teyzesiyle kuaföre gitti ve Ömer ağabeyine saçlarını ördürdü.
Fotoğrafta çok belli olmuyor, ama arkası fönlü önü örülü saçlarıyla sahiden çok tatlıydı.
Kitaplarda prenseslerin balo kıyafetlerine bakıp “keşke benim de olsa. Anne bana da bu kabarık elbiseden alalım mı?” demeye başladı.
Evde tütülerle, kabarık eteklerle, artık iyice kısalan gelinliğiyle dolaşıyor.

Bir de alıp sihirli değneğini şarkılar söylüyor.  
Öyle bilinen çocuk şarkıları değil ama… Bestesi ve güftesi tamamen kendine ait parçalar bunlar…
Tek sorun Adaca dilinde olmaları.
Yoksa öğrenip biz de eşlik edeceğiz kendisine.
Ah bir de fotoğraf makinesine dudaklarını kapatıp, gamzelerini çıkararak kocaman gülümsemesi yok mu? 

>mutlu yıllar

>

Bir yıl daha geçti.
Kimi zaman mutlu oldum, kimi zaman canım acıdı.
Kazandıklarım oldu, kaybettiklerim oldu.
Yetişmeye çalıştım ama bir şeyler hep eksik kaldı.
Bazen kırıldım, darıldım
Anlamaya çalıştım
Bazen çok kızdım
Sonunda ben de insanım…
Belki ben de kırdım birilerini
Büyük ihtimal istemeden
Yine de özür dilerim
Her sabah bir cesaret yeniden başlayıp 
Tüm yorgunluğuma rağmen
Bir fark yaratmaya çalıştım
Direndim
Sözümü yitirmemek için
Çok zorlandım
Ama susmayı da öğrendim
Masal kanatlarıyla uçmaya çalışan minik kızımın
Cesaretini kırmadan
Kimi zaman dudaklarımı ısırarak
İyi bir anne olmaya çalıştım
Bir yandan umarsız bir çabayla sihirli bir dünya yaratmaya çalışıp çevresinde
Bir yandan düşkırıklığı yaşamasın diye anlatmaya çabaladım hayatı
Uzun sözün kısası
Tek isteğim iyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir arkadaş,
En çok da iyi bir insan olmaktı
Hata yapmış olabilirim
Ama hep iyiydi niyetim…

Ve hep şükrettim
İçinde yaşadığım güzel dünya için
Başımı kaldırdığımda beni kucaklayan sonsuz gökyüzü için

Bir işim
Bir evim olduğu için
Masamdaki ekmek
Ve kitaplarım için
İçime çektiğim nefes için
Kendimi bulma yolunda karşıma çıkan bilge insanlar için
Her zaman arkamda olan, beni destekleyen, beni ben yapan, bana sevmeyi, ait olmanın ayrıcalığını öğreten ailem için
Eşim için
Hep yanımda olduklarını hissettiren arkadaşlarım için
En çok da çocuklarım için…
Bir yıl daha geçti.
Şimdi yenisi başlıyor.
Ne gidenle bir hesabım var ne gelenden bir beklentim
Tek isteğim, herkesin sağlıklı ve mutlu olması.
Başka hiçbir şey istemem…
Mutlu yıllar…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.